İstanbul’un Kleo’Petra’sı
|
İSTANBUL (30 Ekim) – 2011 TEB BNP Paribas WTA Şampiyonası neredeyse hiçbir aksilik yaşanmadan geride kaldı. Dün Sinan Erdem’den manzaralar, hafta boyunca olduğu gibi keyifliydi. Çiftler finalini bile hatırı sayılır bir kitle izlerken, teklerde bu rakam 13.676 ile hafta rekoruydu. Seyircilerin nabzını tutmak için salonun önünde dolaşmaya başladığımda, konuştuğum hemen herkesin tenisle ilgisinin üst düzey olmasına şaşırmadım değil. Hemen herkes finalin kimler arasında oynanacağını ezbere biliyor, çoğunluk Kvitova’yı destekliyordu.
Seyirci çok etkiliydi Ailede tenis tutkunları olduğu için Sinan Erdem’e ‘sürüklenen’ Nalan’ın gözdesi ise yüzmeymiş. Tenisin pahalı bir spor olmasından yakındı. Kurs ve ekipman fiyatları ile seyircilerin uyarılara rağmen fotoğraf çekerken flaş kullanmaktaki ısrarları, gün boyunca duyabildiğim nadir yakınmalar. Güvenlik görevlilerinin ağzından çıkanlar dahil… “Türkiye’deki yayın politikalarının %98’i futbola sıkıştığı için Türkiye’de sporseverliğin gelişmediğini düşünüyordum, bu turnuva bunun ispatıdır. Demek ki başka sporlara da yaşam hakkı varmış” diyen Eurosport Genel Yayın Yönetmeni Bağış Erten ile birlikte finali izlemeye başladık. Hafta boyunca yaptığı gibi doğru zamanda doğru reaksiyon gösteren ve geriye düşen tenisçiye destek verip maça döndüren seyircinin de katkı sağladığı çekişmeli mücadeleyi, Viktoria Azarenka’yı üç sette geçen Petra Kvitova kazandı. Şampiyona böylece, ilk katılımında Kvitova’ya, ilk ev sahipliğinde de İstanbul’a güzel anılar yaşatarak geride kaldı. ‘Benim korsanım işini bilir’ * Bu haber, Radikal gazetesi‘nde yayımlandı. |

Tenisi ‘futbol gibi kaba bir spor olmadığı’ için seven genç Melis ile biraz sohbet ettikten sonra, kuyrukta bekleyen dört üniversiteli erkeğe yaklaştım. Hepsinin önceliği futbol, ama bu hafta dört günlerini Sinan Erdem’de geçirmişler. “Şu an tuttuğunuz takımın maçı olsaydı yine buraya gelir miydiniz?” diye sordum, “Bilet aldık, o yüzden gelirdik” dediler.



